A25 yılı aşkın aralıklı müzakerelerin ardından Avrupa Birliği ve Mercosur bloğu (Brezilya, Arjantin, Paraguay ve Uruguay) dönüm noktası niteliğinde bir ticaret anlaşmasına vardı. Anlaşmanın tam olarak onaylanması halinde, toplamda 700 milyondan fazla tüketiciyi barındıran pazarları birbirine bağlayarak dünyanın en büyük serbest ticaret alanlarından birini yaratacak.
Anlaşmanın özünde, iki blok arasında ticareti yapılan malların %90’ından fazlasına uygulanan gümrük vergilerinin kaldırılması amaçlanıyor. Avrupalı yetkililer, bunun tek başına AB şirketlerinin gümrük vergilerinden yılda yaklaşık 5 milyar dolar tasarruf edebileceğini ve birçok sektörde fiyat rekabetçiliğini artırabileceğini tahmin ediyor.
Ancak anlaşmanın ölçeği de incelemeyi artırdı. Manşetteki rakamların ötesinde, anlaşma Avrupa’yı daha derin bir soruyla yüzleşmeye zorluyor: ekonomik ve jeopolitik kazanımlar, eleştirmenlerin anlaşmanın gerektirdiğini söylediği iç aksamaları ve düzenleyici tavizleri haklı kılıyor mu?
Çeyrek asırdan sonra jeopolitik zorunluluk
Avrupa yakasında ise anlaşmadan en çok endüstriyel ihracatçılar yararlanacak. Makine, kimyasallar ve farmasötik ürünlerin, yüksek tarifelerin Avrupa’nın rekabet gücünü uzun süredir kısıtladığı Güney Amerika pazarlarına daha iyi erişim sağlaması bekleniyor.
Başta Almanya ve Fransa olmak üzere otomotiv sektörü de bu durumdan önemli bir yararlanıcı olarak konumlanıyor. Azalan gümrük vergileri ve kolaylaştırılmış düzenlemeler, Avrupa markalarına olan talebin güçlü olduğu Mercosur ülkelerine araç ve parça ihracatını önemli ölçüde artırabilir.
Mercosur ekonomileri için beklenen kazanımlar daha geniştir. Tarife indirimlerinin büyümeyi teşvik etmesi, tüketici refahını artırması ve yatırım çekmesi bekleniyor. Daha da önemlisi, anlaşma aynı zamanda tarımsal gıda üretiminin iyileştirilmesi için bir katalizör olarak görülüyor ve ham emtia ihracatından daha yüksek değerli, işlenmiş mallara geçişi teşvik ediyor.
Avrupa’da çiftçiler ve çevresel tepkiler
Anlaşmaya en güçlü muhalefet Avrupa’nın tarım sektöründen geldi. Fransa, Polonya, İrlanda ve diğer bazı ülkelerdeki çiftçiler, daha ucuz sığır eti, kümes hayvanları ve şeker ithalatının halihazırda düşük marjlarla faaliyet gösteren yerel üreticileri olumsuz etkileyeceği uyarısında bulunarak anlaşmaya karşı harekete geçti.
Eleştirmenler, fiyat rekabetinin ötesinde düzenleyici asimetrileri vurguluyor. Avrupalı çiftçiler katı çevre, hayvan refahı ve pestisit kurallarına tabiyken Mercosur üreticileri daha gevşek standartlar altında faaliyet gösterebilir.
Karşıtları ise bunun haksız rekabet yarattığını ve çevreye zararlı uygulamaların ithal edilmesi riskini taşıdığını öne sürüyor.
Buna yanıt olarak Avrupa Komisyonu, tarım sektörüne yaklaşık 50 milyar dolarlık destek taahhüdü de dahil olmak üzere önemli tazminat tedbirleri önerdi. Bununla birlikte, başta Fransa olmak üzere kilit üye devletler, mali denkleştirmelerin yapısal kaygıları yeterince giderebileceği konusunda ikna olmuş değiller.
Anlaşmanın ardındaki olası jeopolitik zamanlama
AB-Mercosur paktının ardındaki yenilenen ivme, jeopolitik nedenlere ve değişen küresel ticaret ortamına yakından bağlı. Özellikle tarifelerin arttığı dönemlerde ABD ile artan ticari gerilimler, Avrupa’yı ihracat hedeflerini çeşitlendirmeye ve tek bir pazara bağımlılığı azaltmaya itti.
Aynı zamanda anlaşma, Çin’in Latin Amerika’daki genişleyen ekonomik ayak izine stratejik bir yanıt olarak da görülüyor. AB, Mercosur ülkeleriyle ticari bağlarını derinleştirerek Batı Yarımküre’deki varlığını güçlendirmeyi ve Pekin’in yatırım odaklı yaklaşımına bir alternatif sunmayı amaçlıyor.
Bu yeniden kalibrasyon, korumacılığa ve tedarik zinciri parçalanmasına yönelik daha geniş bir küresel eğilimin ortasında ortaya çıkıyor. Avrupalı politika yapıcılar için açık pazarlara uzun vadeli erişimin güvence altına alınması, yalnızca büyüme için değil, ekonomik dayanıklılık açısından da bir öncelik haline geldi.
Sonlandırma ve stratejik ödünleşimler
Kısa vadede yıkıcı olabilecek olsa da, anlaşmanın rekabeti artırdığı ve sonuçta verimliliği ve yenilikçiliği artırdığı iddia ediliyor. Bu perspektiften bakıldığında, engellerin azaltılması, özellikle gelişmiş endüstriyel ekonomilerde, yerel kayıplardan daha ağır basan kümülatif kazanımlar sağlar.
Müzakerecilerin fikir birliğine varmasına ve en önemli engellerin kaldırılmasına rağmen anlaşmanın hâlâ Avrupa Parlamentosu’ndan geçmesi ve tarım lobilerinin önemli etkiye sahip olduğu üye devletlerdeki onay süreçlerini yönlendirmesi gerekiyor.




