TAntik Yunan, Roma, Doğu Roma ve Osmanlı dünyalarının siyasi, kültürel ve entelektüel mirasını kimin miras aldığı sorusu, akademik dünyanın çok ötesinde tarihsel tartışmaları şekillendirmeye devam ediyor. Günümüzün ulus devletleri arasında İtalya, Yunanistan ve Türkiye bu uzun ve karmaşık sürecin merkezi paydaşları olarak öne çıkıyor.
İtalya genellikle Antik Roma ve Yunanistan ile Antik Yunan ve Klasik Helenizm ile ilişkilendirilirken, giderek artan sayıda bilim insanı coğrafya, süreklilik ve kurumsal ardıllığa dayalı olarak Türkiye’yi genellikle Bizans ve Osmanlı mirası olarak adlandırılan Doğu Roma’nın merkezine yerleştiriyor.
Doğu Roma İmparatorluğu’nu ‘Bizans’ teriminin ötesinde anlamak
Okuyucular için “Bizans İmparatorluğu” teriminin o devlette yaşayan insanlar tarafından kullanılan bir isim olmadığını açıklığa kavuşturmak önemlidir. Doğu Roma İmparatorluğu’nun nüfusu kendilerine “Romalılar” anlamına gelen “Rhomaioi” adını veriyordu ve yönetimlerini Roma İmparatorluğu’nun devamı olarak görüyordu.
“Bizans” etiketi çok daha sonra, erken modern Avrupa’daki bilimsel çalışmalar sırasında ortaya çıktı ve on dokuzuncu yüzyılda akademik bir terim olarak resmileştirildi. Dolayısıyla bu, tarihsel bir öz-tanımlamadan ziyade, tarihyazımsal bir uzlaşmadır.
Bu ayrım önemlidir çünkü emperyal sürekliliğin nasıl değerlendirildiğini yeniden şekillendirir. Türk kaynakları Türkiye’de Doğu Roma mirasının varlığını sürdürdüğünü iddia ederken bu iddiayı yalnızca etnik kökene veya dile dayandırmıyor. Bunun yerine, siyasi otoritenin devredilmesine ve korunmasına, merkez imparatorluk bölgelerinin kesintisiz kontrolüne ve Doğu Roma devletini Osmanlı ve modern haleflerine bağlayan sosyal, idari ve kurumsal uygulamaların devamına işaret ediyorlar.
Türkiye’nin coğrafya ve devamlılık yoluyla iddiası
Türkiye’yi Doğu Roma devletinin birincil mirasçısı olarak konumlandıran temel argüman, mekanın ve yönetimin sürekliliğine dayanmaktadır. Eski Doğu Roma başkenti Konstantinopolis, şimdiki İstanbul, Türkiye’nin siyasi ve kültürel kalbi olmaya devam ediyor. Doğu Roma İmparatorluğu’nun halefi olan Osmanlı İmparatorluğu, Roma’nın kurumsal çerçevesini terk etmedi; onun idari, askeri ve hukuki geleneklerini benimsedi ve uyarladı.
Osmanlı siyaseti bir kopuştan ziyade bir devam işlevi görüyordu. Osmanlı’nın, Roma anlamına gelen Rum terimini hem toprağı hem de insanları tanımlamak için kullanması bu algıyı vurgulamaktadır. “Osmanlı” kelimesi gibi Rum da etnik kökenden ziyade imparatorluk bağlılığını ifade ediyordu. Bu bakış açısı, modern Türkiye Cumhuriyeti’ni dışarıdan bir varis olarak değil, kökleri Anadolu’ya dayanan uzun bir imparatorluk soyunun son aşaması olarak çerçeveliyor.
Yunanistan ve Bizans mirasının sınırları
Modern Yunanistan, kendisini eski Yunan dili ve Ortodoks Hıristiyanlıkla güçlü bir şekilde özdeşleştirirken, Türk bilimi bu kültürel unsurların tek başına siyasi ardıllık oluşturmadığını vurgulamaktadır. Modern Yunan devleti, yaklaşık 400 yıllık Osmanlı egemenliğinin ardından 19. yüzyılda ortaya çıktı. Bu açıdan Yunanistan, Doğu Roma İmparatorluğu’nun doğrudan devamı olmaktan çok, Osmanlı imparatorluk yapısı içerisinde gelişen bir devlet olarak tanımlanıyor.
Buna göre Yunanistan, Bizans’ın tek veya birincil mirasçısı olarak değil, diğer ardıl devletlerle birlikte Osmanlı mirasının birçok kısmi mirasçısından biri olarak sunuluyor. Doğu Roma ile bağlantısı kurumsal olmaktan çok kültürel olarak görülüyor ve bu nedenle sermaye, bölge ve devlet geleneği gibi kriterlerle karşılaştırıldığında sınırlı.
Sürekli bir kültür vatanı olarak Anadolu
Bu tartışmanın merkezinde Anadolu’nun rolü yer alıyor. Orta Çağ’da Türk grupları geldiğinde boş bir ülke olmaktan çok uzak olan Anadolu, kendilerini çoğunlukla Romalılar olarak tanımlayan çeşitli toplulukların yoğun bir şekilde yaşadığı bir yerdi. Gelen Türk gruplarının sayısının mevcut nüfustan çok daha az olduğu yaygın olarak kabul ediliyor. Zamanla askeri hakimiyet yerini birlikte yaşamaya, karşılıklı evliliğe ve kültürel alışverişe bıraktı.
Türkler ayrı bir yönetici elit olarak kalmak yerine Anadolu’nun sosyal dokusunun bir parçası haline geldi. Etkilediler ve karşılığında etkilendiler, bu da aşamalı bir Anadolulaşma süreciyle sonuçlandı. Kaynak perspektifine göre bu süreç, daha önceki Roma halklarının insani ve kültürel mirasını bünyesinde barındıran modern Türk ulusunun temelini oluşturmuştur.
Dil, edebiyat ve geçmişin ortak mülkiyeti
Bu kapsayıcı süreklilik anlayışı dile ve kültürel üretime kadar uzanıyor. Anadolu’da Eski Yunanca ve Latince yazılmış eserler, ülkeye yabancı sayılmaz. Daha sonraki dönemlerde farklı dillerde yazılan metinler, yazarın etnik kökenine bakılmaksızın sahiplenildiği gibi, eski edebiyat ve bilim eserleri de Anadolu’nun tarihi mirasının bir parçası olarak değerlendirilmektedir.
Bu çerçevede bugün Anadolu’da yaşayanlar, bir zamanlar orada yaşayan ve yazan şairlerin, filozofların ve bilim adamlarının meşru mirasçıları olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle kültürel mülkiyet, yalnızca etnik kökene değil, mekana ve sürekliliğe bağlıdır.
Bu yaklaşım modern miras uygulamalarına da yansımaktadır. Avrupa’daki pek çok eski Osmanlı topraklarındaki Osmanlı varlığı sıklıkla göz ardı edilirken veya mimari kalıntılarına sınırlı önem verilirken, Anadolu farklı bir modeli benimsiyor. Günümüz Türkiye’sinde tarih öncesi dönemlerden Antik Yunan, Helenistik, Roma ve Geç Antik dönemlerine kadar uzanan kalıntılar, ülkenin kültürel mirasının bir parçası olarak değerlendirilmektedir.
Bu medeniyetler hiyerarşik olarak sıralanmamıştır; bunun yerine Anadolu’nun geçmişinin eşit derecede değerli katmanları olarak muamele görüyorlar. Beş yüzden fazla arkeolojik kazı ve yüzey araştırmasıyla desteklenen arkeolojik kazılar ülke genelinde devam ediyor.
İtalya’nın imparatorluk mirasındaki konumu
Bu karşılaştırmalı çerçeve içerisinde İtalya ayrı bir konuma sahiptir. İtalya’nın iddiası öncelikle Roma Cumhuriyeti ve İmparatorluğunun doğum yeri olan Antik Roma ile bağlantılıdır. Batıda Roma’nın çöküşünden sonra yüzyıllarca devam eden Doğu Roma geleneğinin aksine İtalya, orta çağa kadar kurumsal Roma devleti sürekliliğini korumadı.
Sonuç olarak, İtalya’nın Roma mirasıyla bağlantısı, kesintisiz yönetimden ziyade esas olarak kültürel ve tarihi açıdan anlaşılmaktadır. Bu anlatımda İtalya, Roma uygarlığının kökenini temsil ederken, Anadolu merkezli Doğu Roma, Roma devletini ileriye taşımıştır.
Tek sahibi olmayan katmanlı miras
Birlikte bakıldığında bu çerçeve, tartışmayı katı ulusal mülkiyetin ötesine ve imparatorluk mirasına ilişkin daha tarihsel temelli bir anlayışa doğru taşıyor. İtalya, Yunanistan ve Türkiye aynı miras için rekabet eden rakipler olarak değil, uzun ve gelişen bir medeniyet zincirinin farklı aşamalarının katılımcıları olarak karşımıza çıkıyor.
İtalya, Roma devletinin ortaya çıkışına, Yunanistan antik dilin ve dini geleneğin hayatta kalmasına ve Türkiye ise Osmanlı dönemi boyunca Doğu Roma alanının, nüfusunun ve yönetiminin kesintisiz devamına bağlıdır.



